Merhaba Sevgili Dostum,
Sana "yaratıcı mısın?" diye sorduğumda içinden gelen o ilk cevabı dinle. Çoğu insan bu soruya boynunu büküp, hafif bir mahcubiyetle "Yok canım, ben resim bile çizemem, pek yaratıcı değilimdir" diye yanıt verir. Zihnimizde yaratıcılık; sadece tuval başında sabahlayan ressamlara, senfoni besteleyen müzisyenlere veya ödüllü yönetmenlere verilmiş büyüleyici, mistik bir lütuf gibi kodlanmıştır. Oysa bu, yaratıcı enerjimizi daha doğmadan boğan en büyük yaratıcılık mitlerinden biridir. Yaratıcılık sadece güzel sanatlarla sınırlı değildir; o, insan olmanın en temel ve doğal düşünme biçimidir.
Yaratıcılık Nedir ve Nerede Karşımıza Çıkar?
Yaratıcılık; mevcut iki veya daha fazla bilgiyi yeni ve özgün bir biçimde bir araya getirme, sorunlara alışılagelmişin dışında çözümler üretme yeteneğidir.
Evde kalan malzemelerle doğaçlama nefis bir akşam yemeği uydurmak, iş yerinde tıkanan bir süreci aşmak için yeni bir yöntem önermek, çocuğunla oynarken yeni bir oyun kurmak veya bir arkadaşının doğum günü için el yapımı samimi bir hediye hazırlamak... Bunların hepsi katıksız birer yaratıcılık eylemidir. Yaratıcılık, hayatı yaşama ve problemleri çözme tarzımızdır.
Yıkmamız Gereken 2 Büyük Yaratıcılık Efsanesi
Mit 1: "Yaratıcılık Doğuştan Gelir, Sonradan Öğrenilmez"
Bu tamamen yanlıştır. Nörobilim bize beynimizin esnek olduğunu (nöroplastisite) ve yaratıcı düşünme yollarının pratik yapılarak geliştirilebileceğini gösterir. Yaratıcılık doğuştan gelen sabit bir gen değil, tıpkı düzenli çalıştırılarak güçlendirilen bir zihinsel kas gibidir.
Mit 2: "Yaratıcı Olmak İçin İlham Perisini Beklemek Gerekir"
Ressam Chuck Close'un harika bir sözü vardır: "İlham amatörler içindir; biz profesyoneller sadece işe koyuluruz." İlham gökten inen bir peri değildir. Sen çalışmaya, üretmeye, karalamaya başladığında zihninde kıvılcımlanan bir enerjidir. İlhamı beklemek ertelemenin kibar adıdır.
Yaratıcı Potansiyelini Engelleyen İç Ses: Mantık Beyni
Yaratıcı olmamızı engelleyen şey yeteneksizliğimiz değil; daha ilk fikri üretirken kafamızın içinde konuşan o acımasız iç sestir: "Bu çok saçma", "Kimse beğenmez", "Zaten yapılmıştı"... Yaratım sürecinde mantık ve analiz beynini (sol lob) geçici olarak susturmalı, oyun oynayan çocuk beyninin (sağ lob) serbestçe saçmalamasına izin vermelisin.
Sevgili dostum, sen doğası gereği yaratıcı bir varlıksın. Hayatı kendi tarzınla yaşamak, en büyük yaratım sürecindir. İçindeki o oyun oynayan çocuğu özgür bırakmaya ne dersin?