Merhaba Güzel Ruhlu Dostum,

Hayat bazen sakin bir göl gibidir, bazen de aniden patlayan fırtınalı bir deniz... Gün içinde bir an neşeliyken, bir telefon görüşmesiyle öfkelenebilir, akşamına ise sebepsiz bir hüzünle dolabiliriz. İnsan olmak tam olarak böyle renkli ve dalgalı bir deneyimdir. Ancak çoğumuz çocukluğumuzdan beri zor duygularla karşılaştığımızda ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bize genellikle "Ağlama, bir şey yok", "Öfkelenme, çok ayıp" dendi. Biz de bu duyguları bastırmayı, yok saymayı öğrendik. Oysa bastırılan her duygu, bedenimizde birikerek sırt ağrısı, mide sıkışması veya kronik gerginlik olarak bize geri döner. Duyguları yönetmek onları yok etmek değil, onları sağlıklı bir şekilde ağırlayıp uğurlamaktır.

Duyguyu Bastırmanın Gizli Zararı

Bir duyguyu bastırmak, suyun altına şişirilmiş bir plaj topunu itmeye benzer. Onu orada tutmak için sürekli enerji harcaman gerekir ve en ufak bir dikkatsizlikte o top suyun yüzüne çok daha büyük bir şiddetle fırlar. Öfkemizi bastırdığımızda anlamsız bir anda patlamamız, üzüntümüzü sakladığımızda kronik bir yorgunluk hissetmemiz hep bu yüzdendir. Duyguların biyolojik bir ömrü vardır; nörobilimci Dr. Jill Bolte Taylor, bir duygu tetiklendiğinde onun kimyasal olarak bedenden salınım süresinin sadece 90 saniye olduğunu söyler. Eğer bir duygu 90 saniyeden uzun sürüyorsa, biz onu zihnimizdeki düşüncelerle, keşkelerle ve senaryolarla besliyoruz demektir.

Duyguları Özgür Bırakan "MİSAFİR" Yaklaşımı

Bir dahaki sefere yoğun ve zorlayıcı bir duygu (kaygı, öfke, kıskançlık, hüzün) hissettiğinde, onu bastırmak yerine şu adımlarla zihninde misafir etmeyi dene:

1. Adım: Duyguya İsim Ver (Name it to tame it)

Zihnimiz belirsiz hislerden korkar. Hissettiğin şeyi açıkça tanımla: "Şu an içimde büyük bir hayal kırıklığı var." Duyguya isim vermek, amigdalanın alarm seviyesini düşürür.

2. Adım: Bedendeki Yansımayı Bul

Duygu bedende yaşanır. Gözlerini kapat ve sor: "Bu duygu bedenimde nerede?" Boğazında bir düğüm mü var? Göğsünde bir ağırlık mı? Karnında bir sıcaklık mı? Sadece fark et ve o bölgeye nefes göndererek alanı rahatlat.

3. Adım: Yargılamadan İzin Ver

Duyguya direnç gösterme. Kendine şu izni ver: "Bu duyguyu hissetmemde bir sakınca yok. Öfkeliyim ve bu şu an çok normal." Kendini suçlamayı bırak.

4. Adım: Dalganın Geçmesini İzle

Duygunun geçici bir okyanus dalgası olduğunu hatırla. Gelir, zirveye ulaşır ve eğer zihninde hikayelerle beslemezsen yavaşça sönümlenip gider. Sen o dalganın kendisi değil, o dalgayı izleyen kıyısın.

Duygusal denge, hiç dalgalanmamak değil; dalgalar geldiğinde sörf yapabilmeyi öğrenmektir sevgili dostum. Kendine bu şefkatli alanı tanı.